Dünya Ekonomik Forumu (WEF), Haziran 2025’te yayınladığı “2025’in Öne Çıkan 10 Teknolojisi” raporunda, bilim dünyasını ve endüstrileri kökten değiştirebilecek yenilikleri duyurdu. 250’den fazla aday arasından seçilen bu teknolojiler, uzman değerlendirmeleri, yapay zeka analizleri ve STEEP (sosyal, teknolojik, çevresel, ekonomik ve politik) hazırlık değerlendirmeleri sonucunda belirlendi. Rapora göre bu teknolojilerin küresel ekonomiye katkısının 2030’a kadar 57 milyar doları aşması beklenirken, özellikle enerji, sağlık ve dijital güvenlik alanlarında çığır açıcı gelişmeler vaat ediyor.
1. Yapısal pil kompozitleri: Taşıyıcı yapılar enerji depoluyor
Yapısal pil kompozitleri, geleneksel pillerden farklı olarak sadece enerji depolamakla kalmıyor, aynı zamanda taşıtların ve binaların yapısal bileşeni olarak da görev yapıyor. Karbon fiber ve epoksi reçine gibi hafif malzemelerden üretilen bu kompozitler, 3D yazıcılarla şekillendirilebiliyor. Örneğin, bir elektrikli aracın kapı paneli veya şasesi aynı zamanda pil görevi görebiliyor. Airbus bu teknolojiyi uçak gövdelerinde test ediyor. Yüzde 70’e varan menzil artışı ve yüzde 15 oranında yakıt verimliliği sağlayan teknoloji, enerji depolama alanında kuralları baştan yazmaya aday…
2. Ozmotik güç sistemleri: Tuzlu ve tatlı suyun enerji savaşı
Osmoz prensibiyle çalışan bu sistemler, tuzlu ve tatlı su arasındaki tuzluluk farkından enerji üretiyor. İki temel tasarım mevcut: Basınç gecikmeli osmoz (PRO) ve ters elektrodiyaliz (RED). PRO sistemleri, suyun az tuzlu ortamdan çok tuzlu ortama geçişiyle oluşan basınç farkından, RED sistemleri ise iyonların hareketinden elektrik üretiyor. Japonya’daki Mega-ton Su Sistemi Projesi, tuzlu suyu arıtırken aynı anda enerji üretiyor. Bu teknoloji, küresel elektrik ihtiyacının yüzde 20’sini karşılayabilme potansiyeliyle dikkat çekiyor.
3. İleri nükleer teknolojiler: Küçük modüler reaktörler (SMR’ler) ve daha fazlası
Yeni nesil nükleer teknolojiler arasında en dikkat çekenler, geleneksel santrallerin üçte biri büyüklüğündeki küçük modüler reaktörler (SMR’ler). Fabrikalarda üretilip sahaya taşınabilen bu sistemler, uzak bölgelerde enerji erişimini kolaylaştırıyor. Rusya ve Çin’de faaliyete geçen SMR’lerin yanı sıra, yüksek sıcaklıkta çalışan gaz soğutmalı reaktörler de endüstriyel süreçlerde kullanılabilecek. Uzun vadede nükleer füzyon reaktörleri de temiz enerji vaat ediyor.
4. Tasarlanmış canlı terapötikler: Vücudunuzdaki mikroskobik eczane
Sentetik biyoloji sayesinde genetiği değiştirilmiş probiyotik bakteriler, vücutta ilaç fabrikasına dönüşüyor. Örneğin, diyabetik ayak ülserlerini tedavi etmek için tasarlanan bakteriler, aynı anda üç farklı terapötik protein üretebiliyor. Kanser tedavisinde ise zayıflatılmış Salmonella bakterileri, bağışıklık sistemini harekete geçiriyor. Bu yöntem, konvansiyonel ilaç üretim maliyetlerini yüzde 70’e varan oranda düşürme potansiyeli taşıyor.
5. GLP-1’lerin nörodejeneratif hastalıklarda kullanımı
Obezite ve tip 2 diyabet tedavisinde kullanılan GLP-1 reseptör agonistleri, Alzheimer ve Parkinson gibi nörodejeneratif hastalıklarda umut vaat ediyor. Bu ilaçlar, beyin hücrelerinde iltihabı azaltıyor ve toksik proteinlerin temizlenmesine yardımcı oluyor. 55 milyon demans hastasını ilgilendiren bu gelişme, 2031’de 55.7 milyar dolarlık bir pazar oluşturabilir.
6. Otonom biyokimyasal sensörler: 24/7 sağlık takibi
Kendi kendine yeten bu sensörler, hastalık belirteçlerini sürekli olarak izleyebiliyor. Örneğin, enflamasyon belirteçlerini takip eden giyilebilir sensörler veya topraktaki kimyasalları ölçen çevresel sensörler… Abbott ve Roche gibi şirketler, kadın hormonlarını sürekli ölçen giyilebilir cihazlar geliştiriyor. Bu tür bir devamlı takip, kan testi gibi vücudun bir anlık durumunun fotoğrafını çeken süreçlerin aksine, maliyet söz konusu olduğunda da çok anlamlı bir alternatif olarak öne çıkıyor.
7. Yeşil azot fiksasyonu: Tarımda karbon ayak izini azaltma
Atmosferdeki azotu yüksek sıcaklık ve basınç altında hidrojenle birleştirerek amonyak sentezleyen, modern tarımın temelini oluşturan kimyasal yöntem Haber-Bosch prosesi, dünyadaki enerji tüketiminin yüzde 2’sini oluşturuyor. Yeşil azot fiksasyonu, güneş enerjisi veya elektrik kullanarak amonyak üretimini karbonsuzlaştırıyor. Avustralyalı Jupiter Ionics, lityum temelli bir yöntem geliştirirken, bu teknoloji aynı zamanda amonyağın gemi yakıtı olarak kullanımını da mümkün kılıyor.
8. Nanozimler: Doğal enzimlerin güçlü taklitçileri
Nanomalzemelerden üretilen nanozimler, doğal enzimlerden daha dayanıklı ve ucuz olmalarıyla anlam kazanıyor. Kanser tedavisinde hedefli ilaç taşınmasından su arıtmaya kadar geniş bir kullanım alanına sahip olan nanozimler, yaralarda antibiyotik dirençli bakterilerin yüzde 99.99’unu yok edebiliyor. 2034’e dek bu pazarın 57.95 milyar dolara ulaşması bekleniyor.
9. İş birlikçi algılama: Akıllı şehirlerin sinir sistemi
Birbirine bağlı sensör ağları, trafik ışıklarından hava durumu izleme sistemlerine kadar kentsel altyapıyı dönüştürüyor. Örneğin, V2X (vehicle to everything – araçtan her şeye) teknolojisi sayesinde araçlar, trafik ışıklarıyla iletişim kurabiliyor. Bu devamlı ve otomatize iletişim hali, gerek savunma sektörü gerekse sivil hayatta an zamanlı kararlarla yaşamı daha güvenli bir hale getirmeyi hedefliyor.
10. Üretken filigran: Yapay zeka için dijital kimlik
Google’ın SynthID’si ve Meta’nın VideoSeal’ı gibi teknolojiler, AI tarafından üretilen içerikleri etiketliyor. Bu dijital filigranlar, metinlerde belirli kelime desenleri kullanırken, görsellerde piksel düzeyinde değişiklikler yapıyor. Öncelikle Çin ve AB gibi bölgeler, bu tür içeriklerin işaretlenmesini zorunlu kılan düzenlemeler getiriyor. Bu sistemle; gizlilik, deepfake ve fikri mülkiyet hakları gibi gerek sivil gerek kurumsal hayatta sıklıkla dile getirilen endişeleri bertaraf etmek mümkün oluyor.
Geleceğin İnşası
WEF’in bu raporu, teknolojilerin toplumsal dönüşümdeki rolünü vurgularken etik, güvenlik ve regülasyon konularının önemine dikkat çekiyor. Özellikle enerji ve sağlık alanındaki yenilikler, sürdürülebilir kalkınma hedeflerine ulaşmada kritik rol oynayabilir. Ancak bu potansiyelin gerçeğe dönüşmesi için küresel iş birliği, yatırım ve politika desteği elbette şart…
Buna da göz atın: Danimarka’dan deepfake tehdidine karşı öncü ve önemli hamle



