The NewsightThe NewsightThe Newsight
Bildirim
Font Büyüklüğünü DeğiştirAa
  • Haberler
  • Insight
  • Foresight
  • Nedir?
Font Büyüklüğünü DeğiştirAa
The NewsightThe Newsight
Arama
  • Haberler
  • Insight
  • Foresight
  • Nedir?

Yeni Yazılar

Yapay zekayı kim “hizada” tutacak?

Çin merkezli Moonshot AI, Kimi K3’ye gelen yoğun ilgi nedeniyle yeni abonelikleri durdurdu

İnsan kaynakları yönetiminde Peter prensibi ve yetkinlik sınırı

WEF: Geleceği şekillendirecek 10 teknoloji

Operasyonel yönetimde Deming Döngüsü ve sürekli iyileştirme mimarisi

Takip Edin
  • Hakkımızda
  • Künye ve İletişim
  • Reklam ve İş Birliği
The Newsight © 2026
The Newsight > Insight > Kayıtsızlığın dikenli tahtı
Insight

Kayıtsızlığın dikenli tahtı

Yazar Arda Öztaşkın Ocak 27, 2025
Paylaş
4 Dk. Okuma
Paylaş
Yapay zeka ile özetle
▾

Yaşadığımız son olaylara bir bakın. Hissetmemiz gereken vicdanî sorumluluk anlayışının gündelik hayatta karşılığını bulmakta zorlanıyoruz. Mega kentlere sıkışan insanlar “başkalarının yüzüyle” sadece dijital platformlarda ve medyada karşılaşıyor. Ekranda görünen o yüzün ardındaki acı veya ihtiyaç, başkasının konu olduğu uzak bir haber ve tüketilebilecek bir içerik olarak kalıyor. Değer kıtlığının giderek artan hakimiyetiyle, ideallerin, dayanışmanın ve empatinin yerini kısa vadeli, faydacı ve tüketim odaklı yaşamlar alıyor.

İçindekiler
Başkalarının acısını tüketmek!Kayıtsızlığı normalleştirmek!Çürüme döngüsünü kırmak!

Toplumun kurumsal, kültürel ve değerler bütünlüğünü dağılırken, insanların “başkası”yla ve kamusal meselelerle bağ kurması güçleşiyor. Tüm bu çürüme, nihayetinde keskin bir bireyciliğe doğru evriliyor.

Başkalarının acısını tüketmek!

Bu durumu pekiştiren bir diğer unsur, modernitenin anlam krizi ve “absürt” olgusu. Albert Camus’ye göre, dünya kayıtsızdır ve insanın anlam arayışıyla dünyanın kayıtsızlığı arasındaki bu çelişki absürt bir hal yaratır. Toplum “benim uğraşacak çok işim var, başkası umurumda değil” düşüncesine sürüklendiğinde, bu absürtlük doruğa ulaşır.

Böylece, insanlar kendi bireysel dünyalarına kapanırken, dış dünyadan gelen felaket, acı veya haksızlık haberlerine karşı duyarsızlaşır. Kimse, “benim de burada bir sorumluluğum var” duygusunu ciddiye almak istemez. Sonuçta, kolektif bir kayıtsızlık kültürü oluşur. İnsanlar, “ben tek başıma bu sorunları çözemem” deyip, ilgiyi sadece kendi hayatlarına kanalize eder.

Toplumsal normların belirsizleştiği ve değerlerin eridiği bir ortamda, ortak ahlak zemini güç yitirir. Böylece, insanlar giderek yalnızlaşırken, başkalarının acısına veya hak arayışına da kayıtsız kalır. Kentleşme ve modern yaşamda aile, mahalle veya yakın çevre ağlarının zayıflaması da bu yalnızlaşmayı tetikler. Kentlerde yüz binlerce insanın yan yana yaşadığı ama birbirini tanımadığı tablo, gündelik duyarsızlıkların birikimiyle beslenir. Artık insanlar yalnızca kendi konfor alanlarını koruyabilmeyi hedefler. Geri kalanını ise ya uzaktan ya da ekrandan seyretmeye başlar.

Kayıtsızlığı normalleştirmek!

Ekran karşısında saatler geçiren, dijital dünyada yüzeysel ve sentetik ilişkiler yaşayan insanlar, gerçek bir empati becerisinden giderek uzaklaşıyor. Gösteri toplumu yaklaşımı, trajedilerin bile birer “izlenecek içerik” haline gelmesini sağlayarak, derin bir kayıtsızlığı normalleştiriyor. Algoritmalar, her şeyi hızla akıp giden ve çabuk tüketilen bir içeriğe indirgerken, empati veya eleştirel düşünceye nadiren yer bırakıyor.

Her gün yeni bir trajedi veya skandal ortaya çıktığında, çok sayıda kişi “tıklayıp geçme” veya “bir-iki cümleyle yorum yapma” dışında eyleme geçmiyor. Böylece koca bir kitle, izleyicilik pozisyonunda kalıyor. Yaşanan olaylar sanki herhangi bir dizinin yeni bölümü gibi “tüketilebilir” bir içeriği andırıyor. Bu da giderek toplumda daha kalıcı bir kayıtsızlığa zemin hazırlıyor.

Ekonomik rekabet ortamı ve neoliberal mantık da insanları sürekli performans ve kısa vadeli hedefler peşinde koşmaya itiyor. Eğer çalışma ortamında, insani duygulara yer verenlere “zayıf” etiketi takılan bir düzen söz konusuysa, herkes “sert” ve “bencil” olmak için ne gerekiyorsa yapmaya başlıyor. Otoriter çalışma koşulları, zamanla insanların başkasının acısına, hakkına veya onuruna dair duyarlılığını köreltiyor. Bu da toplumsal çürümeyi iyice derinleştiriyor.

Özetle, felsefi boyutta ahlaki ödevimizi, varoluş sorumluluğumuzu rafa kaldırdığımız; sosyolojik boyutta ise dayanışma bağlarımızı, normlarımızı ve eleştiri gücümüzü kaybettiğimiz bir topluma doğru sürükleniyoruz. Bu kayıtsızlık, başkalarının acısını normalleştirmekle kalmıyor, yarın bizim acımızın da kimse tarafından paylaşılmayacağı bir geleceği hazırlıyor.

Çürüme döngüsünü kırmak!

Bu döngüyü kırmanın tek yolu, insani değerleri yeniden hatırlamak, ortak dertlere sırt çevirmemek ve eleştiri kültürünü bilinçli olarak güçlendirmekten geçiyor. Teknolojiyi sadece bireysel haz peşinde koşmanın aracı olmaktan çıkarıp, dayanışma ve farkındalık ağları kurmanın bir zemini haline getirebilirsek, çocuklarımıza ve kendimize “başka insanların yaşadığı acının bizim de derdimiz olduğunu” öğretebilirsek bir çıkış yolu bulabiliriz.

Aksi takdirde, kendi konfor alanımızda rahatsız olmadan yaşadığımızı sanırken, toplumsal çürüme tüm bağlarımızı sessizce kemirmeye devam edecek. O kemirme, en sonunda hayatı ortak değerler ve dayanışma olmadan yaşanmaz hale getirdiğinde, geriye yapayalnız insanların sessiz çığlıklarını duymanın bile kimseye bir şey ifade etmediği bir dünya kalmış olacak.


Buna da göz atın: Sürdürülebilirlik fetişizmi ve ekolojik burjuvazi

ETİKET:Köşe YazısıPerspektifTürkiye

Güncel Kalın

İş dünyasından en güncel haberler, sektörel analizler ve ilham verici içerikler için sosyal medya hesaplarımızı takip edin.

Popüler

Çin merkezli Moonshot AI, Kimi K3’ye gelen yoğun ilgi nedeniyle yeni abonelikleri durdurdu

Yapay zekayı kim “hizada” tutacak?

İlgili Yazılar

Algoritmalarla yeniden yazılan doğa

Kuantum bilgisayarların yüksek işleme kapasitesiyle doğanın algoritmik ikizinin yapılması, yalnızca teknolojik bir ilerleme meselesi değil;…

Yazar Arda Öztaşkın 4 Dk. Okuma

YouTube, ABD TV’lerinde en çok izlenen platform

YouTube ABD'de Haziran 2025'ten itibaren televizyonda en çok izlenen içerik kanalı olarak öne çıktı.

Yazar The Newsight 3 Dk. Okuma

Kurumsal karar alma süreçlerinde “veri obezitesi”

Dijitalleşme süreci, şirketlere devasa miktarda veri toplama yetkinliği kazandırırken, bu verinin nasıl işleneceği ve karara…

Yazar The Newsight 3 Dk. Okuma

Trump yaptırımlarına ilk güçlü ses Harvard’dan geldi

Harvard’ın 2,2 milyar dolarlık kamu fonunu donduran Trump yönetimi, şimdi de üniversitenin vergi muafiyetini kaldırmayı…

Yazar The Newsight 2 Dk. Okuma

İletişim sektöründe küresel iş birliği, yeni trendler ve İstanbul’a taşınan bir zirve…

The Newsight "Türkiye'den Dünyaya" serisinde konuğumuz, PRGN Best Practice Awards'da en çok ödül sahibi olan…

Yazar The Newsight 6 Dk. Okuma

WEF: İnsan kaynaklarının yükselen stratejik rolü

WEF raporu, iş gücü söz konusu olduğunda kısa vadede temkinli, uzun vadede köklü dönüşümlerin kaçınılmaz…

Yazar The Newsight 5 Dk. Okuma
The Newsight

İş dünyası haberleri, pazarlama ve kurumsal iletişim stratejileri, sektörel içgörüler, araştırma analizleri ve konularında uzman yazarlardan düşünce yazıları.

Bağlantılar

  • Gizlilik ve Kişisel Veri Politikası
  • Kişisel Verilerin Korunması Kanunu Kapsamında Açık Rıza Beyanı

Bilgiler

  • Hakkımızda
  • Künye ve İletişim
  • Reklam ve İş Birliği

DSAB Yayın Yapım Tanıtım Organizasyon Bilişim Ticaret Limited Şirketi © 2026