Yapay zekanın çağımızın en dönüştürücü teknolojisi olacağına dair çok azımızın itirazı vardır. Ancak bu olumlu olarak tanımlanabilecek beklentiye rağmen, ortada dolaşan yoğun hype (kabaca balon heyecan olarak çevirebiliriz) ve kafa karışıklığını görmezden gelmek de imkansız. Bu karışıklık, aslında çok da şaşırtıcı değil. Zira dünyanın en büyük ve en güçlü şirketlerinden bazıları, bu teknolojiyi pazarlamak adına büyük riskler almış durumda. Aynı zamanda, yapay zekanın işler, mahremiyet ve güvenlik üzerindeki etkileri konusunda haklı endişeler taşıyan büyük bir kesim de mevcut. Bunlara ek olarak, YZ’nin dezenformasyon üretiminde kullanılma ihtimali ve bu yolla politik anlatıların yönlendirilmesi ya da demokratik kararların etkilenmesi gibi korkular da sıkça dile getiriliyor.
Yapay zeka aşırı uçları mı teşvik ediyor, yoksa “woke” mu?
İki temel iddia var:
- Yapay zekanın aşırılık yanlısı inançları yaymak için kullanılabileceği ve hatta insanları radikalleştirebileceği ve;
- Yapay zekanın “woke” eğilimler gösterdiği – yani özellikle sosyal adalet ve ilerici değerleri yansıttığı…
İlki, yapay zekanın terör propagandası ya da radikalleşme süreçlerinde bir araç olabileceği yönündeki endişeleri kapsıyor. İkincisi ise, bazı çevrelerce yapay zekanın sol eğilimli ya da liberal görüşlere fazla yakın olduğu şeklinde yorumlanıyor. Bu iki söylem de, özünde, yapay zekanın politik düşünceler üzerinde etkili olabileceği korkusunu barındırıyor.
Peki bu iddialarda doğruluk payı var mı? Yapay zeka gerçekten bizi radikalize edebilir mi? Ya da “woke” hale getirebilir mi?
Yapay zeka ve politik yönelim: Sol eğilim gerçek mi?
Özellikle muhafazakar yorumcular, yapay zekanın ve Silikon Vadisi kültürünün sol eğilimli olduğunu sıkça dile getiriyor. 2023’te University of East Anglia ve Journal of Economic Behavior and Organization’da yayımlanan araştırmalar da bu iddiayı destekler nitelikte bulgular sundu.
Ancak unutulmamalı ki, üretici yapay zekaların kendi fikirleri yoktur. Her şey, internetteki verilerden – bilimsel makalelerden sosyal medya gönderilerine kadar – öğrenilir. Eğer bu içeriklerin genel yönelimi ilericiyse (örneğin, iklim değişikliği ile ilgili bilimsel konsensüs), yapay zeka da bunu yansıtır.
Bazı çalışmalar, yapay zeka sistemlerinin sağ görüşlü görseller üretmeye isteksiz olduğunu veya “ırksal eşitlik” ya da “trans bireylerin kabulü” gibi konularda pozitif içerikler üretmeye daha yatkın olduğunu gösteriyor.
Ancak bu, yapay zekanın “woke” olduğu anlamına gelmiyor. Aynı araştırma dizileri, bazı sistemlerin sağ eğilimli çıktılar da üretebildiğini, bu sonuçların hangi modele sorulduğuna göre değiştiğini gösteriyor. Nature dergisinde yayımlanan bir çalışma ise, ChatGPT gibi büyük dil modellerinin politik pozisyonlarının zamanla değişebildiğini ortaya koyuyor.
Sonuç olarak: yapay zeka, insan ürünü bir sistem. Algoritmaları kimlerin nasıl yazdığı, hangi verilerle beslendiği büyük fark yaratıyor. Bu nedenle, sistemlerin çıktılarını insanların önyargıları, alışkanlıkları, sevdikleri ve sevmedikleri şekillendiriyor.
Radikalleşmenin yeni aracı mı?
Bazı uzmanlar, yapay zekanın radikalleşmeye neden olabileceğini ya da aşırıcı grupların propagandalarında kullanılabileceğini söylüyor. Bu iddialar da boş değil. Öyle ki, Lahey merkezli Uluslararası Terörle Mücadele Merkezi, terör örgütlerinin sahte görseller ve içerikler üretmek için yapay zekadan nasıl yararlandıklarını belgeledi.
Bu gruplar, kargaşa yaratmayı, kamu kurumlarına olan güveni zedelemeyi ve doğrulanmış haber kaynaklarını itibarsızlaştırmayı hedefliyor. Ayrıca yapay zekanın, kimin radikalleşmeye yatkın olduğunu belirlemede kullanılabileceği de iddialar arasında yer alıyor.
Fakat burada da suç, yapay zekaya değil; onu bu şekilde kullanan insanlara ait. Bu teknoloji, ikna etme veya yönlendirme amacıyla kullanıldığında etkili olabilir – ama bu onun doğrudan radikal olduğu anlamına gelmez.
Yine de, algoritmik yankı odaları (echo chambers) gibi yapay zeka kaynaklı riskler göz ardı edilmemeli. Sosyal medya ve haber platformlarında yapay zekanın içerik önerme algoritmaları, kişilere zaten katıldıkları fikirleri tekrar tekrar göstererek düşünsel kutuplaşmayı artırabiliyor.
Gerçekten düşüncelerimizi değiştirebilir mi?
Yapay zeka, bilgiye erişim biçimimizi değiştirecek; bu kesin. Ama doğrudan inançlarımızı şekillendirebilir mi? Hayır – en azından doğrudan değil…
Aynı zamanda, bu teknoloji; önyargıları tespit etmede, sahte içerikleri bulup silmede ve bilgi güvenliğini sağlamada da önemli bir rol oynayabilir.
Buna rağmen, tüm politik yelpazedeki grupların yapay zekayı kendi amaçları doğrultusunda kullanmaya çalışacaklarını öngörmek zor değil.
Bu nedenle, bireylerin eleştirel düşünme becerilerini geliştirmesi her zamankinden daha önemli. Kimin (veya neyin) bize bir mesaj vermeye çalıştığını anlamak, bilgi çağının en kıymetli becerilerinden biri haline geliyor.
Yapay zeka hayatımızın merkezine yerleştikçe, bu farkındalık – ister sol, ister sağ görüşlü olalım – hepimiz için vazgeçilmez olacak.
Buna da göz atın: Silikon Vadisi ekonomik kaosa rağmen neden AI’ya tutunuyor?



