Dünya Ekonomik Forumu’nun (WEF) yayımladığı Chief Economists’ Outlook May 2026 raporu, küresel ekonominin yeni bir kırılganlık dönemine girdiğine işaret ediyor. Rapora göre baş ekonomistlerin yüzde 89’u önümüzdeki 12 ayda küresel büyümenin zayıflayacağını düşünüyor. Bunun temel nedeni ise Orta Doğu’da tırmanan jeopolitik gerilimler, enerji arzındaki kesintiler ve küresel ticaret üzerindeki baskılar.
Buna rağmen ekonomistler henüz küresel bir resesyonun kaçınılmaz olduğu görüşünde değil. Ankete katılanların yüzde 58’i önümüzdeki bir yıl içinde dünya ekonomisinin resesyona gireceği görüşüne katılmıyor. Ancak aynı zamanda küresel ekonominin daha dayanıklı hale geleceğine inananların oranı da oldukça düşük.
Küresel ekonominin yeni sorunu: Enerji şoku ve enflasyonun geri dönüşü
Raporun en dikkat çekici bulgularından biri, enflasyon endişelerinin yeniden yükselişe geçmiş olması.
Katılımcıların yüzde 94’ü önümüzdeki 12 ayda küresel enflasyonun artmasını bekliyor. Özellikle Orta Doğu’daki çatışmaların ardından enerji fiyatlarında yaşanan yükselişin, sadece akaryakıt maliyetlerini değil, gıda fiyatlarını da etkilemesi bekleniyor.
Hürmüz Boğazı’ndaki aksaklıklar nedeniyle gübre üretiminde kritik öneme sahip sülfür ve amonyak sevkiyatlarının sekteye uğraması, tarımsal üretim maliyetlerini artırıyor. WEF’e göre bu durumun etkileri henüz tam olarak hissedilmese de önümüzdeki dönemde küresel gıda fiyatları üzerinde ciddi baskı yaratabilir. Özellikle Orta Doğu ve Kuzey Afrika bölgesinin bu riskten en fazla etkilenecek bölgeler arasında olduğu belirtiliyor.
Yapay zekaya güven devam ediyor, ancak beklentiler daha temkinli…
Raporun ilginç sonuçlarından biri de yapay zeka konusunda ortaya çıkıyor.
Ekonomi profesyonellerinin yüzde 90’dan fazlası önümüzdeki yıl yapay zeka kullanımının artacağını düşünüyor. Ancak üretkenlik artışlarının ekonomiye yansıması konusunda önceki dönemlere kıyasla daha temkinli bir yaklaşım hakim.
WEF’e göre yapay zekâ hâlâ uzun vadeli büyümenin en önemli potansiyel kaynaklarından biri olarak görülüyor. Ancak şirketlerin ve ekonomilerin bu teknolojiyi etkili şekilde kullanabilmesi için altyapı, yatırım ve iş gücü dönüşümünün zaman alacağı düşünülüyor.
Bu durum son dönemde teknoloji sektöründe sıkça dile getirilen “AI hype” ile gerçek ekonomik etkiler arasındaki farkın giderek daha fazla tartışılmaya başladığını gösteriyor.
Büyümenin yeni merkezi Hindistan mı?
Bölgesel görünüm incelendiğinde Hindistan raporun en olumlu hikayesi olarak öne çıkıyor.
Katılımcıların yüzde 52’si Hindistan’da güçlü veya çok güçlü büyüme bekliyor. Bu oran, araştırmadaki tüm bölgeler arasında en yüksek seviye olarak kaydediliyor. Altyapı yatırımları, teknoloji politikaları ve ticaret anlaşmaları Hindistan’ın büyümesini destekleyen temel faktörler olarak gösteriliyor.
Güneydoğu Asya da güçlü performans göstermesi beklenen bölgeler arasında yer alıyor. Tedarik zincirlerinin Çin dışına çeşitlenmesi bölgeye yatırım çekmeye devam ediyor. Ancak enerji ve gıda ithalatına olan bağımlılık, bölgeyi yeni enflasyon dalgalarına karşı kırılgan hale getiriyor.
Avrupa için durgunluk riski yeniden masada
Raporun en karamsar bölümlerinden biri Avrupa’ya ayrılıyor:
Örneklemde yer alan ekonomistlerin yüzde 65’i Avrupa’da önümüzdeki yıl zayıf veya çok zayıf büyüme bekliyor. Aynı zamanda katılımcıların yarısı yüksek enflasyon öngörüyor. Bu kombinasyon, ekonomistlerin “stagflasyon” olarak tanımladığı düşük büyüme ve yüksek enflasyon riskini yeniden gündeme taşıyor.
Enerji fiyatlarındaki yükselişin özellikle Almanya gibi sanayi ağırlıklı ekonomiler üzerinde baskı yarattığı belirtiliyor. Avrupa Merkez Bankası’nın ise büyüme ile enflasyon arasında zor bir denge kurmaya çalıştığı ifade ediliyor.
Çin toparlanıyor ama temkinli iyimserlik hakim
Çin ekonomisine ilişkin beklentiler yıl başına göre daha olumlu görünüyor.
Katılımcıların yüzde 77’si Çin’de orta veya güçlü büyüme bekliyor. Özellikle yüksek teknoloji üretimi ve ihracattaki toparlanma bu görünümü destekliyor. Buna karşın istihdam tarafında soru işaretleri devam ediyor. Ankete katılan ekonomistlerin yüzde 68’i önümüzdeki dönemde istihdam büyümesinin zayıf kalacağını düşünüyor.
Çok uluslu şirketlerin yeni favorileri: ABD, Hindistan ve Güneydoğu Asya
WEF raporu sadece büyüme beklentilerine değil, yatırımcıların gözünden en cazip iş ortamlarına da bakıyor.
Ekonomi profesyonellerine göre önümüzdeki 12 ayda çok uluslu şirketler için en çekici pazar ABD olacak. ABD’yi Hindistan ve Güneydoğu Asya takip ediyor. Avrupa dördüncü sırada yer alırken Çin beşinci sırada bulunuyor.
Rapor, şirketlerin artık yalnızca büyüme oranlarına değil; tedarik zinciri güvenliğine, siyasi istikrara ve stratejik esnekliğe de odaklandığını ortaya koyuyor. Özellikle yapay zeka yatırımları ve veri merkezi altyapıları, ABD’nin cazibesini korumasında önemli rol oynuyor.
Dünya yeni bir belirsizlik dönemine giriyor
WEF’in Mayıs 2026 değerlendirmesi, küresel ekonomide iyimserliğin yerini ihtiyatlı bir bekleyişe bıraktığını gösteriyor.
Ekonomistler küresel bir resesyon beklemiyor; ancak enerji arzı, gıda güvenliği, enflasyon ve jeopolitik risklerin büyümeyi baskılayacağı konusunda büyük ölçüde hemfikir. Öte yandan yapay zekâ, uzun vadeli büyüme hikayesinin en önemli unsurlarından biri olmaya devam ediyor.
Özetle, dünya ekonomisi bir yandan savaşların ve enerji krizlerinin yarattığı kısa vadeli baskılarla mücadele ederken, diğer yandan yapay zeka kaynaklı yeni bir verimlilik çağının kapısını aralamaya çalışıyor. Bu iki gücün hangisinin ağır basacağı ise önümüzdeki yılların en önemli ekonomik sorularından biri olacak.
Buna da göz atın: WEF: Yeni ekonomide büyümenin şifreleri



