The NewsightThe NewsightThe Newsight
Bildirim
Font Büyüklüğünü DeğiştirAa
  • Haberler
  • Insight
  • Foresight
  • Nedir?
Font Büyüklüğünü DeğiştirAa
The NewsightThe Newsight
Arama
  • Haberler
  • Insight
  • Foresight
  • Nedir?

Yeni Yazılar

Tedarik zincirinde kamçı etkisi (bullwhip effect): Talep dalgalanmalarının operasyonel maliyeti

Sosyal Etki Zirvesi: Eşitliğin karnesi, dayanışmanın gücü

ChatGPT reklam modeli değişiyor: Tık başına ücret dönemi başladı

Sosyal medyada 15 yaş düzenlemesi

Oyunlara yönelik düzenleme meclisten geçti, peki şimdi neler değişecek?

Takip Edin
  • Hakkımızda
  • Künye ve İletişim
  • Reklam ve İş Birliği
The Newsight © 2026
The Newsight > Haberler > Sosyal Etki Zirvesi: Eşitliğin karnesi, dayanışmanın gücü
Haberler

Sosyal Etki Zirvesi: Eşitliğin karnesi, dayanışmanın gücü

Yazar Duygu Su Ocakoğlu Nisan 27, 2026
Paylaş
9 Dk. Okuma
Paylaş
Yapay zeka ile özetle
▾

Bazı hareketler bir fikirle başlar, bazıları ise ortak bir eksikliğin sessizce büyümesiyle… Sosyal Etki Zirvesi, Sosyal Fabrika Toplumsal Dönüşüm Platformu Kurucusu, Sosyal Etki Zirvesi Organizasyon Lideri Münteha Adalı’nın ifadesiyle artık yalnızca bir etkinlik değil; kendi çekim alanını yaratan, farklı kurumları aynı masa etrafında buluşturan güçlü bir ekosistem. Üçüncü yılına giren zirve, bu kez yalnızca farkındalık yaratmayı değil, hesap verebilirliği ve somut dönüşümü odağına alıyor. 12 Mayıs 2026’da gerçekleşecek 3. Sosyal Etki Zirvesi, “Eşitlik için Söz-Eylem İlişkisinde Şeffaflık, Kapsayıcılık ve Dayanışma Kültürü” temasıyla; kurumların söyledikleriyle yaptıkları arasındaki mesafeyi sorgulamaya hazırlanıyor.

Geçtiğimiz yıllarda harekete geçme çağrısını temsil eden turuncu ve kırmızı tonlarının ardından bu yıl seçilen mor renk ise yeni bir dönemin sembolü: bireysel farkındalıktan kolektif etkiye, tekil çıkışlardan birlikte üretilen dayanışma kültürüne geçiş. Adalı ile gerçekleştirdiğimiz bu söyleşide; sosyal etkinin artık yalnızca iyi niyetle değil verilerle ölçülmesi gerektiğini, gençlerin sadece dinleyici değil karar verici olarak masaya davet edilmesini, toplumsal cinsiyet eşitliği mücadelesinde erkeklerin sorumluluğunu ve kurumların geleceğini belirleyecek yeni şeffaflık çağını konuştuk. Çünkü artık mesele yalnızca iyi görünmek değil; gerçekten etki yaratmak…


NWS: Geçtiğimiz yıl Sosyal Etki Zirvesi’ni bir “çağrı” ve “hareket” olarak tanımlamıştınız. Bugün geldiğimiz noktada, bu çağrının sahada gerçek bir karşılık bulduğunu düşünüyor musunuz? Size bunu düşündüren somut gelişmeler neler oldu?

MA: Kesinlikle düşünüyorum. Zirve artık sadece bir davet olmaktan çıktı; kendi yerçekimini yaratan, kurumları içine çeken bir ekosisteme dönüştü. En somut gelişme nicelikteki artış değil, nitelikteki değişimdir. Sivil toplumun, kamu temsilcilerinin ve hatta ticari hayatta birbirine “rakip” olarak konumlanan kurumların aynı sahnede yan yana gelip ortak dertleri konuşabilmesidir. İnsanların “kalabalıkta yalnız olmak” hissinden sıyrılıp, “benim meselem başkasının da meselesiymiş” diyebilmesi, bu çağrının tam zamanında yapıldığını ve sahada kalıcı bir iz bıraktığını hepimize kanıtladı.

NWS: Bu yılın ana teması “Eşitlik için söz–eylem ilişkisinde şeffaflık, kapsayıcılık ve dayanışma kültürü”. Sizce bugün kurumların en büyük sınavı neden tam olarak bu üç başlıkta veriliyor?

MA: Çünkü bilgi çağında yaşıyoruz ve toplum, özellikle de yeni nesil, söylenen ile yapılan arasındaki tutarsızlığı anında fark ediyor. Kurumların en büyük sınavı bu, çünkü kağıt üzerinde kusursuz görünen vizyon belgeleri, şirketin operasyonel süreçlerinde, tedarik zincirinde ya da çalışan haklarında karşılık bulmuyorsa inandırıcılığını yitiriyor. Şeffaflık hesap verebilmeyi , kapsayıcılık her kesimin sesini duymayı, dayanışma ise rekabeti birbirini yok etmek için değil, birbirini dönüştürmek ve büyütmek için kullanmayı gerektirir. Bunlar artık birer itibar unsuru değil, kurumların gelecekte var olabilmesi için geçmesi gereken zorunlu sınavlardır.

NWS: “Sözden eyleme geçiş” meselesi özellikle sosyal etki alanında en kritik kırılma noktalarından biri. Kurumların vaatleri ile gerçek uygulamaları arasındaki boşluğu siz nasıl gözlemliyorsunuz? Bu boşluk neden hâlâ kapanamıyor?

MA: Bu boşluğun kapanmamasının temelinde yapısal engellerden ziyade, güçlü bir kültürel direnç ve konfor alanı yatıyor. Sosyal sorumluluk uzun yıllar kurumlarda süreksiz bir “hayır işi” olarak kodlandı. Kurumsallığı, sahaya inmeyip sorunlarla aramıza “mesafe koymak” sandık. Yönetim kurulları konfor alanlarından çıkmadığı, “kabul görme kaygısı” ile hareket ettiği sürece o boşluk kapanmaz. Utanmak fark etmenin sonucudur; eğer kurumlar fark ettikleri sorunlarla samimiyetle yüzleşme cesaretini gösterirse, söz ancak o zaman gerçek bir eyleme dönüşür.

NWS: Bu yıl zirve çıktılarının bir “karneye” dönüşmesi hedefleniyor. Sosyal etkinin ölçülmesi sizce neden birçok kurum için zorlayıcı olmaya devam ediyor? Ve veri odaklı bir yaklaşım bu alanı nasıl dönüştürebilir?

MA: Ölçmek, aynaya bakmayı gerektirir. “İyi niyetle bir şeyler yapıyoruz” demek kolaydır ama bunu verilere dökmek, eksiklerinizi de şeffafça ortaya koymayı zorunlu kılar. Kurumları zorlayan şey tam olarak bu yüzleşme anıdır. Oysa veri odaklı yaklaşım, vicdanı rasyonel bir iş modeline dönüştürür. Biz bu yıl kurumlardan “Biz eşitliği savunuyoruz” söyleminin ötesine geçip, “Yönetim kademesinde, ücret politikalarında bu eşitliği yüzde kaç sağladınız?” sorusunun yanıtını arıyoruz. Bu veriler ölçülebilir etki haritalarına ve karnelere dönüştüğünde, alan manipülasyondan arınacak ve gerçek dönüşüm hızlanacaktır.

NWS: Sosyal etki uzun süre “iyi niyet” üzerinden tanımlandı. Bugün geldiğimiz noktada bunu bir iş modeli ve stratejik öncelik haline getirmek neden kritik?

MA: İklim krizinden gelir eşitsizliğine kadar yaşadığımız çok boyutlu krizler, sadece devletlerin veya STK’ların çözebileceği sınırları çoktan aştı. İş dünyası kâr odaklıdır ve ekonomik fayda sağlamak zorundadır; fakat kâr ile sosyal etki birbirine rakip değil, aksine birbirini besleyen unsurlardır. Paranın aslında insan için var olduğunu unuttuğumuz an sistemi tıkarız. Sosyal faydayı bir maliyet kalemi olarak görenler değil, onu kurumsal sürdürülebilirliğin anahtarı yapan şirketler geleceğe sağlam adımlarla ilerleyecek.

NWS: Geçen yılın “harekete geçirici kırmızı” temasından bu yıl “dayanışmayı temsil eden mor”a bir geçiş var. Bu renk değişimi nasıl bir zihniyet dönüşümünü temsil ediyor?

MA: İlk zirvemizin rengi turuncuydu; başlangıcın, enerjinin ve harekete geçme iradesinin simgesiydi. İkinci zirvede kırmızıya yöneldik. Çünkü o dönemde önyargıları görünür kılmak, ezberleri bozmak ve “artık acil olarak uyanmamız gerekiyor” demek istiyorduk. Kırmızı, bu nedenle bizim için vurucu, alarm veren ve harekete çağıran bir renk oldu. Önyargıları kırmak için o güçlü enerjiye ihtiyacımız vardı. Şimdi ise üçüncü zirveye giderken, ilk iki rengin taşıdığı anlamlardan ilhamla moru seçtik. Bu tercih yalnızca estetik bir değişim değil; zirvenin gelişen yolculuğunu da yansıtıyor. Turuncunun harekete geçiren enerjisiyle kırmızının sarsıcı gücü, morun birleştirici etkisinde buluşuyor.

Mor; tarihten bugüne kapsayıcılığın, farklı seslerin, ortak aklın ve birlikte dönüşüm yaratma iradesinin rengi olarak görülür. Bizim için bu geçiş, bireysel farkındalıktan kolektif etkiye, tekil çıkışlardan birlikte üretilen bir dayanışma kültürüne doğru ilerlediğimizi sembolize ediyor.

NWS: Gençlerin sürece daha aktif katılımı sıkça konuşuluyor ancak pratikte bu katılımın sınırlı kaldığını görüyoruz. Sizce gençleri gerçekten karar alma ve etki üretme süreçlerine dahil etmek için neyi farklı yapmalıyız?

MA: Gençleri sadece salonları dolduran dinleyiciler olarak konumlandırmaktan acilen vazgeçmeliyiz. Yeni nesil kimin sahici olduğunu çok iyi anlıyor; unvanlara değil, amaca ve etkiye bakıyorlar. Farklı yapmamız gereken şey; mikrofonu onlara vermek değil, masayı onlarla birlikte kurmaktır. Sosyal Fabrika’daki “Genç Etkisi” projemizde tam da bunu yapıyoruz; onları kendi liderliklerini geliştirecekleri, çözüm yollarını kendilerinin bulacağı şekilde aktif aktörler haline getiriyoruz.

NWS: Toplumsal cinsiyet eşitliği tartışmalarında giderek daha fazla “erkeklerin rolü” konuşuluyor. Sizce erkeklerin bu sürece dahil olması neden kritik ve bu katılım nasıl sağlanabilir? (Özellikle toksik kavramların normalize edildiği bu dönemde…)

MA: Eşitsizlik yalnızca kadınların sorunu değil, toplumsal bir sorundur. Çözümün taraflarını dışlayarak kalıcı bir dönüşüm sağlayamazsınız. Dünyada yayılan toksik “alfa” kodlarına karşı verilecek en iyi cevap; eşitliğin kimse için bir tehdit olmadığını, aksine erkeği de omuzlarındaki dayatılmış toplumsal yüklerden özgürleştirdiğini anlatmaktır. Biz “Erkekler Konuşuyor” platformumuzla erkekleri savunmaya geçirmek yerine çözümün sorumluluğunu paylaşmaya davet ediyoruz. Ayrıcalıklı konumda olanların bu ayrıcalığı sorgulaması, gerçek bir kültürel devrimin ilk adımıdır.

NWS: Son olarak, 12 Mayıs 2026’daki 3. Sosyal Etki Zirvesi’nden sonra insanların zihninde ve kurumların davranışlarında nasıl bir değişim görmeyi umut ediyorsunuz? Sizin için bu zirvenin “başarı kriteri” ne olacak?

MA: Benim için en büyük başarı, 12 Mayıs’ta salondan ayrılan her kurum temsilcisinin “Artık yapacaklarımızı şeffafça ölçmek ve hesabını vermek zorundayız” hissiyle kurumuna dönmesidir. Zirvenin ertesi günü unutulan iyi niyet mektupları yerine, yıl boyu izleyeceğimiz ve karnesini tutacağımız somut taahhütlerin masaya konmasıdır. Ve en önemlisi: bu alanda emek veren insanların “Ben yalnız değilmişim” diyerek o salondan çok daha büyük bir umutla, devasa bir zincirin parçası olarak ayrılmasıdır.


İnancın, sezginin ve eylemin kesişiminde…

ETİKET:PerspektifTürkiye

Güncel Kalın

İş dünyasından en güncel haberler, sektörel analizler ve ilham verici içerikler için sosyal medya hesaplarımızı takip edin.

Popüler

Anthropic’te kaynak kodu sızıntısı

Pazarlamada karar mekanizmalarını yönetmek ve bilişsel önyargı (Cognitive Biases) 

“İçerik açlığı” kültürel üretimi yerinde saydırıyor…

Bilgi enflasyonu döneminde gerçeklik

İlgili Yazılar

YouTube, ABD TV’lerinde en çok izlenen platform

YouTube ABD'de Haziran 2025'ten itibaren televizyonda en çok izlenen içerik kanalı olarak öne çıktı.

Yazar The Newsight 3 Dk. Okuma

Gallup Küresel İş Gücü 2026: Rekabet, liderlik kalitesi üzerinden şekilleniyor.

Gallup State of the Global Workplace 2026, ekonomik krize rağmen çalışan beklentilerinin hız kesmeden yükseldiğini…

Yazar The Newsight 5 Dk. Okuma

CDO’ların GenAI stratejisi: Yatırım artıyor, süreçler zorlaşıyor

Informatica tarafından yayınlanan "CDO Insights 2025" raporu, dünyanın en büyük şirketlerinin yapay zeka ve veri…

Yazar The Newsight 4 Dk. Okuma

Dünyanın en büyük çip üreticisi TSMC’den ABD’ye 100 milyar dolar

Dünyanın en büyük çip üreticisi Taiwan Semiconductor Manufacturing Co (TSMC), önümüzdeki dört yıl içinde ABD'ye…

Yazar The Newsight 3 Dk. Okuma

OpenAI’dan iş platformu ve sertifika programı

OpenAI, yapay zeka çağına entegrasyonu arttırmak üzere iki büyük girişim duyurdu: OpenAI Jobs Platform ve…

Yazar The Newsight 3 Dk. Okuma

Yapay zekaya karşı hınç: Köle ahlakından dijital çağ endişelerine

Yapay zekanın karşısında kendini tehdit altında hisseden insan, duyduğu hınç ile AI'yı basitleştirme eğilimi gösteriyor.

Yazar Vorga Can 10 Dk. Okuma
The Newsight

İş dünyası haberleri, pazarlama ve kurumsal iletişim stratejileri, sektörel içgörüler, araştırma analizleri ve konularında uzman yazarlardan düşünce yazıları.

Bağlantılar

  • Gizlilik ve Kişisel Veri Politikası
  • Kişisel Verilerin Korunması Kanunu Kapsamında Açık Rıza Beyanı

Bilgiler

  • Hakkımızda
  • Künye ve İletişim
  • Reklam ve İş Birliği

DSAB Yayın Yapım Tanıtım Organizasyon Bilişim Ticaret Limited Şirketi © 2024